AYAKKABIM KADAR PARLAKTI SEVDAM

Akşam saatinin geceye doğru aktığı bu dakikalarda heyecanımı gizleyebileceğim bir davranış şekli bulamıyorum. Güzel kokulu sabunlarla yapılmış rahatlatıcı bir banyonun ardından, bornozumun tenimden aldığı her damla ıslaklıkla, aralık bıraktığım pencereden içeriye sızan ılık akşam rüzgarı bedenimde tarifi zor bir rahatlama yaratıyor. Yaşadığım heyecanın yansıması mıdır dudaklarımdaki sürekli gülümseme hali bilmiyorum ama bu gece olacakların, gülümsemelerimin devamını sağlayacağından hiçbir şüphe duymuyorum. En güzel elbiselerimi giyinip, arkasındaki kartal işlemesinin üzerini parlak taşlarla bir bir ellerimle süslediğim, bu gecenin geleceğine duyduğum inançla, yine bu geceye sakladığım ayakkabılarımı giyinmeliyim diye düşünüyorum. Uzun uzun göz gezdiriyorum gardırobuma. Sonra tek tek çıkarıyorum giyinmeyi muhtemel bulduğum her elbiseyi. Bu çok kısa, bu çok uzun, bunun rengi kötü, bu fazla abartı derken siyah elbisemi giyinmeye karar veriyorum şimdi. Göğüslerime doğru inen dekolteyi biraz yukarı kaldırıyorum, kapatıyorum sözüm ona. Bakıyorum uzun uzun aynadaki yansımama. Çok yakıştı diyorum sonra ve toplamayı reddettiğim saçlarımı bıraktığımda açık omuzlarıma, aşırısından hiç hoşlanmadığın makyajıma geliyor sıra. En sevdiğin ruju sürüyorum ve inip merdivenlerden hızlıca ilk bulduğum taksiyi çeviriyorum sabırsızca. Taksicinin soru sorarcasına bakan gözleriyle kendime geliyorum ve Beyoğlu’na diyorum. Sonra cama dayayıp başımı, dalıyorum hülyalara. Neydi ki bu geceyi özel kılan sana? Beni arayıp da telefonda o kadifemsi sesinle ‘’bu akşam ikimiz için de çok önemli bir konuyu konuşmak istiyorum seninle’’ dediğinde, arkasında kartal işlemesi olan ve ellerimle ışıl ışıl taşlarla süslediğim en özel ayakkabımı giyinmek istediğim günün geldiğini düşündüm aslında. Ayağımda en güzel ayakkabım ve beynimde en güzel duruşunla sen, vardım Beyoğlu’na. Köşe başında beni beklerken buldum seni. Dudaklarında sigaranın son nefesi, ve aklında sana olan sevdamın son demi. Bilmiyordum. Bu ılık rüzgar bakışlarınla nasıl da buza kesiyor. Nasıl da üşüyorum ve nasıl da yanıyorum için için bir bilsen. Bilmiyorsun. Sadece ‘’bitti’’ diyorsun. Saçlarımı toplayıveriyorum hemen ayaküstü. Gülümsemelerim donuyor dudaklarımda. Bedenim üşürken ruhum yanıyor ve ben tüm günahlarımın bedelini yeryüzünde ödeyebilecek kadar yanıyorum. Arkamı dönüyorum sessiz. Gitme demiyorsun. Bir taksi çeviriyorum yine, bu kez isteksiz. Yine aynı taksi. Aldığın yere diyorum. Ayaklarıma kayıyor bakışları ve ancak o zaman anlıyorum sağ ayağımın çıplaklığını. Kim bilir kaçıncı kelimeni dinlerken bırakmışım o özel ayakkabıyı . Olsun diyorum sen sür. Sürüyor. Ve bindiğim yerde iniyorum. İki ayağım çıplak çamurlarda yürüyorum. Ve arka koltuğunda bırakıyorum, arkası kartal işlemeli ve ellerimle ışıl ışıl süslediğim siyah ayakkabımın solunu. ve kim bilir benden sonraki kaçıncı müşteri fark ediyor bunu. Ve anlatması taksiciye kalıyor bu hüzün dolu öykümü.

 

FİLİZ RUKEN SATICI 

07/11/2016 

The following two tabs change content below.

Filiz Satıcı

Latest posts by Filiz Satıcı (see all)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir