KİTAP DEYİNCE…

Kitap okumak; ne güzel bir eylemdir. Kağıt kokusu ile yazının içeriği kimi doyurmaz, mutlu etmez ki? Tabi ülkemizdeki kitap okuma oranını göz önüne alınca çok kişinin bu konuda aç olduğu bir gerçektir.

Onun için herkesin diyemiyorum ama birçoğumuzun sevdiği yazarlar ve sevdiği kitaplar vardır. Hiç fark etmez bu durum. Ayrım sadece okuyanla okumayanlar arasında yapılır bence.

Kitaplar aklıma gelince hiç unutamadığım bir anımı aktarmak isterim.

Yıl 1969-70. Samsun’un Çarşamba ilçesinde Lise son sınıfta okuyorum. Oralarda o yıllarda  “külhanbey” diye tanımlanan delikanlılar vardı. Yaşı bizden büyük olanlar özel saygı görür; yaşı bize yakın olanlarla arkadaşlık yapabilmek de ayrıcalık sağlardı. İşte onlardan biri ile bendeniz arkadaş oldum. Kahve önünde buluşurduk ve askerden yeni dönmüş bu ilk okul mezunu arkadaşımın anlattıklarını zevkle ve biraz da çevreye hava atarak dinlerdim.

Klasik batı müziği dinler ve çalan hemen her parçanın Mozart’a mı? Çaykovski’ye mi? Yada Beethoven’e mi aittir bilirdi. Hatta bana parçaların adlarını sıralardı. Nerden edindin bu zevki diye sordum bir gün. Verdiği cevap ilginçti. Askerde çok yaramaz(!) olduğu için devamlı gece 1-3 veya 3-5 nöbetine yazarlarmış. O saatlerde de radyoda sadece bu müzikler çalarmış ve de nöbetlerde cebindeki küçük radyosundan dinleye dinleye alışmış bu müziğe ve bir daha da bırakamamış. Ne güzel değil mi? Demek ki kalite edinmek için mektep tahsili gerekmiyor.

Bu arada kitap hikâyesini unuttum sanmayın. Bu arkadaş benden zaman zaman okumak için roman isterdi. Kırmaz verirdim tabii. Bir gün Turgenyev’in “Babalar ve Oğullar” romanını verdim. Bilirsiniz bu romanın en önemli özelliği “nihilizm- hiççilik” akımının romanın kahramanı Bazarov karakteri ile anlatılmasıdır. Tüm değerleri reddettiğini ve hiçbir şeye inanmadığını savunan Bazarov’un, savunduğu bu tutumu hayatına uygulayamamasını, örneğin aşkı reddetmesine karşın aşık olmasını anlatıyor Turgenyev. Böylelikle, nihilizmin insan doğasına uygun olmadığını, yaşama uygulanmasının olanaksız olduğunu öğretmeye çalışır.

Bir zaman sonra benim arkadaş, “kitabın kapağının yırtıldığını ve çok üzüldüğünü onun için getiremediğini” söyledi. Önemli değil, dedim ve unuttum kitabı. Çok sonraları yine aynı yayınevinin ciltli, pırıl pırıl baskılı bir Babalar ve Oğullar kitabını getirdi bana. Ne yapmış etmiş, araştırıp Samsun’da bulmuş kitabın yenisini ve alıp bana getirmişti.

Hangi ortam ve koşullarda yaşarsa yaşasın kendi dünyasını zenginleştiren biri böyle duyarlı olabiliyor demek ki. Geçen yıl yaşamını kaybettiğini öğrendim sosyal medyadan. Çok üzüldüm. Işıklar içinde olsun.

Daha sonraları ise okunmak üzere verdiğim birçok kitap gittiği yerde kaldı; bir daha geri dönmediler. Olsun, okunmuşlarsa sorun yok.

Sağlıkla, mutlulukla kalın.

 

Ferit Kundakçı

 

 

The following two tabs change content below.

Ferit Kundakçı

KİTAP DEYİNCE…” için bir yorum

  • 21 Mart 2018 tarihinde, saat 18:43
    Permalink

    Tebrikler👏🏻👏🏻👏🏻Çok güzel anlatmışsıın babacığım..yeni yazılarını sabırsızlıkla bekliyorum..

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir