AYKUT IŞIKLAR: ”40 yıldır aynı rol modeller, gençliği uyuşturucu batağına atmaya devam ediyor.”

Liverpool’lu 4 müzisyen genç,  ‘Beatles’ adıyla dünyaya seslenmeye başladığı  günlerde ,  ülkemiz gençliği de onların peşinden koşmaya başlamıştı. Çünkü yerli rol modeller yetersiz idi. Sahnede dans ederken şarkı söyleyen sadece Erol Büyükburç vardı. Yaşam felsefesi sloganları da bize pek uymuyordu. Türk genç kızı yollara çıkıp ‘Savaşma seviş’asla diyemezdi. İstese bile. O gece ağabeyinin ne yapacağını biliyordu.  ‘Savaşma seviş’ sloganına sadece İstanbul’lu zengin aile kızları Bağdat caddesinde turlarken  mırıldandı. Ama pek çok ülke  gençliği  gibi  Beatles’ın şarkıları ile yatıp kalktık. Saçlar uzatıldı, çiçek desenli gömlekler giyildi. Ama kuru içmeye o günlerde başlanmadı.  Sulu yani şarap-rakı da devam etti.   

   60’lı yılların başında İstanbul’da Kadıköy ilçesinde her sokaktan bir müzik grubu vardı.  Fenerbahçe parkında, Kalamış sahilinde  bir araya gelip muhteşem müzikler yaratırdı.  Zamanla tüm yaşamlarında İngiliz  rock ve pop grupları gibi yaşamaya başladılar. Yaşam  felsefeleri   bizden kopup gitti. Çünkü hemen o günlerde uyuşturucu kullanmaya başladılar. ‘ İngiltere de müzisyenler  esrar içmeden sahneye çıkmazmış’ deyip ,  Üsküdar’ ın tarihi Roman mahallesinde cigaralık aramaya başladılar. Bazıları hala sahnelerde ve popüler müzisyen olarak ekranlarda karşımıza geliyor. Gençlerin esrar ile tanışması ve esrar içme modası  o kadar kısa zamanda yayıldı ki , Fenerbahçe Parkında, Kalamış caddelerinde kaldırımda esrar içen gençlere rastlıyorduk.. O gençlerin bazıları uçmaya devam ediyorlar. Bir farkla esrar değil, kokain  çekiyorlar . Bazıları ise  mecburen satıcı da oldular.  Yakalanıp  cezaevlerine düştüler. Halen  Paris ve Londra’da  uyuşturucu satışı yaparken yakalanan Modalı, Kalamışlı pek çok genç var. Hele biri var ki o alemde herkes tanıyor. Rolling Stones grubunun solisti Mick Jagger’e malzeme temin eden müthiş Türk olarak tanınıyor. Tabii ki çoğu halen zindanlarda ölmeyi bekliyor. İstanbul da ‘içici’ kalan müzisyenlerin bazıları yaşı 70 civarında olsa bile aynı yolda yürümeye devam ediyorlar. Bazıları bu işi iyi bilen kadınlarla evlendi.  Çok da saygın pozisyonları var. Tarikatlarda baş tacı ediliyorlar.  Ne zaman nerede ne  yaptıklarını  müzisyen gençler çok iyi biliyor. Onlara özenip çığ  gibi büyüyorlar. Maceraları   efsane gibi anlatılıyor. Konser kulislerinde bile uyuşturucu kullanıyorlar.  Kulaktan kulağa yayılan  bilgiler  sayesinde   üniversiteli gençler  her geçen gün işi ilerlettiler.  Marijuana, LSD , esrar derken kokaine alıştılar. Şimdilerde iyi para kazanan yani zengin olan bazı popçular evlerinde kokain partisi düzenliyor. Özellikle albüm çalışmaları sırasında kokain sayesinde daha iyi besteler(!)yaratıyorlarmış. Solist, gitarist,  aranjör, besteci yani hepsi aynı yolun yolcusu gençler. Ne halt yerlerse yesinler de gençlere kötü örnek olmaları toplumsal sorun. Ne kadar doğru bilmiyorum, son zamanlarda ortaokul öğrencileri ile sentetik haplar kullanmaya başlamış. 

         Peki kim bu ünlü müzisyenler? Kayıt stüdyolarında, konser kulislerinde, ev partilerinde, tekme alemlerinde çevrelerindeki gençlere kötü  örnek  olan  bu vatan  hainlerini  aslında çok iyi tanıyorsunuz. Yılda bir kez Londra’ya gidip burnundaki kıkırdakları takviye eden pop starları, babadan gelme  müzisyenleri  zaten tanıyorsunuz. Biraz araştırsanız veya düşünseniz hemen bulursunuz.  Onlar sıcak paranın ve çıkarın olduğu her yerde  oluverirler.    Cuma namazından tutun,  tarikat toplantılarında ağabeyleri  ile tanışmaya dek. Düne kadar  esrarkeş  rockçı diye etiketlenen  bazı müzisyenlere şimdi bilmem ne tarikatının önde gelen üyesi deniliyor.

Şimdiye dek anlattıklarım nehrin batı  tarafındaki  çocukları anlatıyor. Onlar beyaz tenli,  İstanbul   kökenli  ailelerin çocukları…. Çoğu kolejlerde okudu.. Zaten 60 lı yıllarda  evinde plak çalar olup Beates veya Rollng  Stones ‘a takılan gençler,  Anadolu gençleri nasıl olur. Onlar bağlamaya  takılıp kalmışlardı. Aşıkların yolundan yürüyorlardı.  Tek benzer yanları plak hayalleri idi. Anadolu kökenli gençler de    plak stüdyolarında hayran oldukları müzisyenlerin  kurbanı oldular. Esrarı onların elinde tanıdılar. ‘Aaa ağbi çekiyorsa ben de çekeyim. Bakarsın ben de böyle besteler yaparım şarkı sözleri yazarım’ dediler. Taa 60’lı yıllarda Sirkeci deki Doğu İş Hanında başladı bu macera . Daha sonra Unkapanı  plakçılar çarşısında devam etti. O anlı-şanlı arabesk şarkıcıların veya türkücülerin peşinden sadece müziğe meraklı gençler gitmedi. Yüz binlerce kaportacı, marangoz,   minibüsçü  delikanlı yavaş  yavaş  esrarkeş oldu. Paraları olmadığı için  kökü Amerikalara uzanan özel otlara ulaşamadılar . Ama esrarı istedikleri zaman bulup içtiler. Sonuçta hepsi esrarkeş oldu. Şimdi de sahte sentetik haplarla idare ediyorlar.

       Gülhane Parkındaki halk konserlerini hatırlayan var mı? Ağaçların tepesinde vücuduna jilet atan gençler hala gözümün önünde.  Taptıkları ‘baba’larının hala peşindeler. Hiç tanımasalar bile.. O baba’lar ki fakirlik günlerine sabah çay ile birlikte esrar çekmeye başlıyorlardı. Unkapanı Plakçılar Çarşında  kapanın elinde kalıyorlardı.  Bir porsiyon kebap, birkaç çay ve içi  dolu  cigara  karşılığı stüdyoya girip plak dolduruyorlardı. Kaç plaklarının olduğunu öğrenemeden vefat ettiler. Düşünsenize plağını dinleyince ‘Adam ne güzel söylemiş. Kim bu arkadaş’ diyen gençlik ilahları…

Bazı krallar, imparatorlar, babalar  ise  hep üst düzey yaşadı. Gençlere yaptıklarını şehir efsanesi olarak anlattı. Çok yakın müzisyenleri albüm çalışmaları sırasında gerçekleri görebildi. Zaten onlar da yolun yolcusu çoktan olmuşlardı.  Varoş gençliği  efsanelerinin yanlarında hep çok akılı bir ortağı-menajeri ve hayat arkadaşı oldu.  Bütün işlerini ile hayat arkadaşı ile ortağı uğraştı. Çok iyi çevre edindi. Hep karda yürüyüp izini belli etmediler. Polisler her şeyi bildi ama hiç görmedi. Bazen yanlarında çalışan gariban müzisyenlerin canı yandı.

  Özetle  öyle çarpık bir düzen ki…Gençleri uyuşturucu batağından korumak ve kurtarmak çok ama çok zor. Bu işin tanıtımını yapanları toplum baş tacı yapıyorsa bir avuç narkotik polisi ancak bu kadar savaşabilir.

Aykut Işıklar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir