SEVDA ARSLAN: ”Bizim Büyük Yüzleşmemiz: Kadınlarımız ve Erkeklerimiz”

Tam dört sene önce yazdıklarımı bir kez daha tekrarlıyorum…

Buraya Özgecan ve Özgecan gibi olan kadınlar ile ilgili birçok yazılacak, çizilecek söylem var. Ama bu tür olaylar çoğaldığından beri hepsi sizler tarafından yazıldı ve çizildi. İnsanlığımızı ne zaman kaybettik, ne zaman bu kadar vicdansız ve merhametsiz oldu bu insanoğlu, ne zaman bu kadar sevgisiz?

Bu canice tutumu sergileyen onlarca olaylar oluyor ki artık gözlerimizdeki şaşkınlık bile bizi terk ediyor. Kadına, erkeğe, hayvana ya da daha acısı çocuğa yapılan her canilik, yani canlı olan her şeye yönelen bu şiddet beni aynı şekilde yaralıyor. Özgecan’ın belki bedenine tecavüz edilemedi çünkü hunharca yaktılar. Fakat Özgecan’ın yaşam hakkına, hayallerine, hayatla ilgili özlemlerine tecavüz edildi.

Benzer örnekler maalesef çok: Ülkesinden zorunlu göç eden mülteciler olarak başka bir ülkede hayallerini sürdürme peşine düşen ailesi ile birlikte kıyıya vuran Aylan Bebek… Ya da çocuklar gibi sevinçle kartopu oynarken öldürülen Nuh Köklü…  İnsan haklarının esamesinin okunmadığı bir sistemde şiddet her daim gözlerimizin önünde prim yapıyor.

Evet! Söylemek istediğimiz ama söyleyemediğimiz her şeyi, kimsenin acısını anlayamayacağı o güzel babadan tüm acısına rağmen “Sevgi, sevgi, SEVGİ!” dediği anda duyuyorsak, Özgecan’ın ablası acısını yüreğine gömüp başka hayatlar kurtulsun diye okullarda insanlık ve sevgi eğitimi verilsin diyebiliyorsa artık herkesin şapkasını önüne koyup düşünmesi gerekir.

Şiddet sorununu sadece eğitim ile çözebiliriz… Anlık çözümleri olmuyor bu tür sorunların ve kadınlar eğitimin olmazsa olmaz temelidir. Çünkü kadın öğrenirse çocuklarına da öğretir. Ama şöyle bir acı gerçek var ki kadının sistemdeki yeri hiçbir zaman erkek hegemonyasından kurtulamıyor. En basit birkaç örnekle yetinelim: Üst düzey memuriyette kadının yer bulabildiği oran %9,5’larda, okuma yazma bilmeyen 5 kişiden 4’ü kadın. Örnekler çoğaltılabilir.

Fakat öncelikle korkmamayı öğrenmeliyiz kadınların güçlenmesinden… Korkmayın kadınların bilgilenmesinden, bilinçlenmesinden… Kadın bilinçlenmedikçe Ortaçağ karanlığına doğru yuvarlanmaya devam edeceğiz maalesef aksi takdirde.

Gelelim erkeklerin sosyal medyadaki paylaşımlarından sosyal hayattaki hallerine. “Kız gibi ağlama!” “Aslan oğlum, istediğin saatte gelebilirsin.” “Sen kız çocuğusun! Ne işin var bu dışarıda bu saatte?” “Erkek adam o, her şeyi yapar.”  Bu lafları ve algıları ne kadar da benimsemişiz, değil mi?

Kadına karşı şiddete hayır sloganları dört bir yanda yeri göğü inletiyor sözde. Yazıp çizip bağırıyorsunuz ama gündelik hayatta kadınlara laf atmaktan da geri kalmıyorsunuz. Kadınları evlenilecek kadın ve eğlenilecek kadın diye kategorize ediyorsunuz. Kariyerinde yükselmiş  kadınları “Kim bilir kimlerle neler yapmıştır?!” diye yaftalıyorsunuz.

Siyasette bile pozitif ayrımcılık çerçevesinde kadınlara kota ayrılmasına hayır diyorsunuz ama içki sofralarında çapkınlık hikâyelerinizle övünürken evde çocuk bakımını ve gelişimini tamamen kadınlara bırakıyorsunuz, ev işlerinden müteşekkil öz bakımın tüm temel unsurlarını kadınların asli görevi olarak görüyorsunuz. Kadın sizin için obje olamıyorsa ya çocuk bakıcınız olabiliyor ya aşçınız ya da temizlikçiniz ancak.

Fakat kadın emeğini sömüren bu zulüm yerine biz her zaman yüceltelim kadın emeğini Nazım’ın sözleriyle:

“O benim kollarım, bacaklarım, başımdır.

Yavrum, annem, karım, kızkardeşim,

Hayat arkadaşımdır.”

Ancak bu gönül birliğinin hakkını verirsek “Kadına yönelik şiddete HAYIR!” naralarımızın bir anlamı olacak.

Haydi şimdi… Yüzleşebiliyorsak en büyük yüzleşmemizde görüşelim…

Sevda Arslan

The following two tabs change content below.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir