AYKUT IŞIKLAR: “Türk sinemasının boğazına patlamış mısır kaçtı!..”

    Sonunda  güçlü olan yine haklı çıktı ve kazandı."Vatan-millet-sanat-halkım" diye meydanlarda nutuklar atanlar yine  pazardan payını alıp bir köşeye çekildi. Kusura bakmayın ,cehalet bir kez daha  yüzümüze bakıp bakıp gülmeye başladı. Cahil olmasak geleceğimizi daha net görürdük. Çocuklarımız için daha  doğru kararlar alırdık.

Sakın seçimler veya sonuçları hakkında konuştuğumu sanmayın. O belki fotografın tamamıdır . Ben küçük bir detayındaki son görüntüyü hatırlatıyorum.
‘Sinemaya gelip bilet almak isteyen her vatandaşa zorunlu kılınan ‘patlamış mısır ‘ sonunda galip geldi. Başlıkta söylediğim gibi mısır, 100 yıllık Türk sinemasını bozguna uğrattı. Yasa ile mısır satın alma mecburiyeti kalktı ama sinemalarda izlenilecek film de kalmadı. Sinema salonları bilet alana patlamış yine mısır satıyor. İsteyen alıyor ama sinemaya giden kalmadı ki. Mart ayna göre konuşuyorum, geçen yılın mart ayına göre sinema seyirci sayısı yüzde 30 azaldı. Yani sinemaya giden her 100 kişiden 30 u sinema hiç uğramadı. Ama bu kadarla kalmayacak. Sinema sezonu, Nisan ayında yani havalar ısınınca biter. Ucuz filmler vizyona girer. Demek Nisan ve Mayıs ayında bu gerçek de hesap edilirse, sinema seyircisinin yarısı başka işlere takılacak. Örneğin tiyatrolara, konserlere…Haklıdırlar da. Patlamış mısır satamayan Güney Koreli film işletmecileri ise üçüncü dünya ülkesi için çekilen ucuz ve palavra filmleri vizyona getirmeye devam edecekler O kaliteli ve pahalı filmleri çok bekleriz.
Yerli filmlere de çaktırmadan çok feci bir tırpan atıldı. Yeni sinema yasasında bir senaryo kurulu var ki, Hitler zamanında Almanya da yoktu böyle bir yasa ve kurul. Bu kurulun ‘okey’ demediği senaryo filme çekilemeyecek. İnsanları düşündürecek-eğitecek-aydınlatacak filmler beklemeyin artık. Hele hele ideolojik politika anlatan filmleri. Her hafta başka bir Diriliş gelir karşımıza. Belki Battal Gazi, Karaoğlan Malkoçoğlu serisi filan başlar. Örümcek Adam, Karaoğlan’a karşı çekilirse şaşırmayın. Tabii ucuz ve kolay komedi filmleri mutlaka çekilecek. Ama içinde hiçbir siyasi hiciv olmayan, eleştri veya gözlem denilen kelimeleri hiç tanımayan komediler. Son yılarda Kültür Bakanlığından kredi almak için çekilen filmler gibi.
Prodüksiyon ekibindeki kızlar yine Ege’yi dolaşıp uygun köy arayacak. Çeşmesi, deresi, hayvanları, yeşil bahçeleri olan köyler…Sempatik-cilveli ağzı laf yapan prodüksiyon kızları, pardon onlara şimdi art direktör, süpervizör, realizatör filan deniliyor. Yeşilçam zamanı Prodüksiyon amiri idiler. Yapımcı ‘Yarın üç tabut getir’ derdi. Yeni tabut yaptılıp para mı verilecek? Helen yakınlarda bir mezarlığa gidilir, yeni bir mezar açılır, ölü çıkartılır. Sabah da istenilen tabutlar çekimin yapılacağı yere getirilirdi. O kadar iş bitirici kişiler yani. Bu yüzdendir ki şimdi bazılar çok zengin salon sahibi oldular. Veya Yeşilçamlı yapımcı diye ortalarda dolaşıyorlar.
Kızlar ise buldukları köylerde yetkililere

‘Burada film çekip, sizin köyün reklamını yapacağız. Bütün Türkiye sizi tanıyacak. Buna karşılık siz de bizi misafir edin. Bize yatacak yer sağlayın . Biz alışkınız üç- beş kişi aynı odada yer yatağında yatarız. Ekip halinde gelip, bütün filmi burada çekelim. Köylüler figüran olsun, bunu ölümsüz anı yapsın. Belediye Başkanı ve Muhtar rol alıp Türkiye çapında ünlü olsun’ dedikleri zaman iş biter. Özellikle Ege Bölgesinde film çekilmeyen köy kalmadı. Rekabet halindeler. Ege aksanı ile konuşmak da kolay. Tamamen dış çekim olduğu için ışık yapmak kolay. Dekor filan gerekmiyor. Bu filmler sıkı çalışılırsa 20 günde bitiyor. Yani Kültür Bakanlığının kredisi çekimlere yetiyor. Montaj gibi stüdyo gerektiren işler için ise sinema salon sahiplerinden kredi alırsan al sana yapımcı oluyorsun. İş böyle kolaylaştığı için son iki yıldır rekor sayıda film çekildi. Tabii bunların yarısı gösterilecek salon bulamadı. Hiçbir işletmeci sinemasına sokmadı. Pek çok iflas eden yapımcı görüyoruz. Yapımcı macerası bir filme kalan, çok para kazanacağım derken evini satan ünlü kişiler arsında oyuncular da var. TV lere satıyorlar, Netflix, Dijitürk gibi kablolu yayınlara satıyorlar, DVD yapıp piyasaya sürüyorlar ama masraflar kurtulmuyor Sanat filmi diye yola çıkanlar da festivale katlıyor. O daha akıllı iş. Çünkü bütün dünyadaki sinema kulüpleri, sinemateklere ve Tv kanallarına satma şansı var.
Salon sahiplerinin mısır satmakta ısrar etmesine kızan, ‘Biz mısırcı değil sanatçıyız’ diye isyan edenler filmlerin geri çekti. Sadece Yılmaz Erdoğan bu konuda uyanıklık yaptı. Filmini vizyona soktu sonra geri çekip Netflix’ e sattı. Sanırım çok da para kazandı. Rakipleri Cem Yılmaz, Şahan Gökbakan buna çok bozuldu ama panik yapmadılar. Yeni filmlerini dolaplarına koyup önümüzdeki sezona bırakı. Bu arada Mahsun Kırmızgül de iddialı filmini geri çekti. Seneye Allah kerim.
Güney Koreli sinema salonları işletmecisi firma şimdi piyasayı inceliyor. Bu ikinci sınıflar ile iş yürür mü yoksa geçmiş yılların rekortmenlerine kapılarını sonuna kadar açmak zorunda mı? Geçen yıl parayı kazanamadıkları ortada ama…Şimdi giderek güçlenen internet film şirketleri var. Evinde koltuğunda otururken film izlemek ile sinemada film izlemek arasındaki fark her şeyi ortaya koyacak. Cem Yılmaz, Şahan Gökbakan, Mahsun Kırmızıgül de filmlerini internet de göstermeye karar verirse…ehh işte Türk Sineması karanlığa gömülür. Sinema derken sadece yapımcı, yönetmen, ışıkçı, oyuncu demiyorum. Salonlarda yer gösteren, gişede çalışan, büfede dondurma çocuklar geliyor gözümün önüne. Artık ülkemizde her kent de birkaç AVM var. Oralarda da sinema var. Binlerce kişiden oluşan bir endüstriyi düşünüyorum. Her biri milyon dolar değerindeki salonlar ne olur, oralardaki ses ışık sistemleri ne yapılır?

Aykut Işıklar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir